Thursday, May 5, 2022

France's Eurasianist Course (Fransa’nın Avrasyacı Rotası)

 

France’s Eurasianist Course*

*Fransa’nın Avrasyacı Rotası

 

Başlık Amerikalı düşünce kuruluşu RAND Corporation için bir rapor önerisi. Fransa Cumhurbaşkanlığı için 2022 yılında yapılan seçimler 2000’li yılların başlangıcından itibaren Fransa’da konuşulmamış düşüncelerin öne sürüldüğü süreç olarak tarihteki yerini alacak. Avrupa aydınlanması sonrası coğrafi keşifler, deniz ötesinde egemenlik, sömürgecilik, sanayi devrimi sonrası gelişen kapitalizm ve sonuçta dönüştüğü emperyalizmin ana merkezlerinden biri olan, aynı zamanda 1789 devrimi ile “ulus” kavramını insanlığın gündemine sokan Fransa, artık “gerici” konumda değerlendirilen günümüz egemen güçleri arasında yeni dünya düzenine doğru baş uzatan ilk ülkelerden olabilir.

 

Bu seçimlerde Ulusal Birlik Cephesi adayı Marine Le Pen, aynı 2017 seçimlerinde olduğu gibi ilk turda  Emmanuel Macron’un ardından ikinci sırayı alarak ikinci tura kaldı. Geçmişe bakıldığında, Marine Le Pen’in babası Jean-Marie Le Pen’den önderliği devraldıktan sonra partisinin politikalarını yumuşattığını, bununla birlikte bütünleşmiş bir Avrupa’dan değil, Fransız ulus-devletinden yana tavır koyduğunu görebiliriz. Ulusal Fransa siyasetinde boy göstermeye başladığı 2012 yılından itibaren de toplumdaki desteğini giderek yükselttiğini görüyoruz. Bu da düşüncelerinin Fransız ulusunda karşılık bulduğu yönünde değerlendirilebilir.

 

Karşısındaki Emmanuel Macron ise liberalizmin, yani ulus-devlet’in karşıt kuramının temsilcisi. Bu durum günümüzde tek kutupluluktan çok kutupluluğa evrilen dünya düzeninin iki çarpışan gücünün keskin konumlanmasının Fransa oyun alanındaki göstergesi gibi adeta.

 

Seçim sonucunda Macron % 58,5’lık bir oy oranı ile bir oy oranı ile Marine Le Pen’a karşı üstün geldi. Ancak ne kendisi bundan çok büyük bir başarı gibi söz ediyor, ne de Le Pen tarafında bir moral bozukluğu var. Macron’un seçim sonrasındaki vurgusu önemli: "Birçok yurttaşımın beni desteklemek için değil, aşırı sağı engellemek için bana oy verdiğini biliyorum, onlara teşekkür ediyorum. Marine Le Pen ise aksine bu sonucu büyük bir başarı olarak görüyor: "Temsil ettiğimiz fikirler yeni zirvelere ulaştı. Bizzat bu sonuç da muhteşem bir zafer". Sonucu bilmeyen biri söylediklerini dinlese cumhurbaşkanı seçildiğini düşünülebilir. Bu görüntü ışığında Haziran 2022’deki parlamento seçimlerini kimin endişe, kimin ise heyecanla beklediğini kestirmek çok da zor olmasa gerek.

 

Marine Le Pen’in yükselişi yavaş ve emin adımlarla gerçekleşiyor. 2011 yılında önderi olduğu Ulusal Birlik Cephesi’nin adayı olarak girdiği 2012 Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde % 17,9 ile Hollande ve Sarkozy’nin ardından üçüncü oldu. Sonrasında 2017 seçimlerinde ilk turda oylarını % 21,9’a çıkartarak bu sefer Macron’un ardından ikinci oldu ve ikinci turda % 33,9 ile seçimi yitirdi. En son seçimlerde ise ilk turda %23,2, ikinci turda ise % 41,5 oy oranı ile görünüşte kaybetti ancak oy eğrisindeki yukarı yönelim, söylemlerinin Fransa halkı üzerinde önemli karşılık bulduğunu gösteriyor. Macron gibi birdenbire yeni kurulmuş bir parti ile aradan sıyrılarak siyasete hızlı bir giriş yapmadı. Uzun zamandan beri süregelen bir geleneği olan bir hareketi güncel koşullara göre yeniden düzenleme iddiasıyla halkta karşılık buldu.      

 

Macron’un Le Pen ile ilgili dayandığı en önemli propaganda savı aşırı sağcı olması. Görülüyor ki aynı ülkemizde olduğu gibi sağ-sol kavramlarının ne olduğu ile ilgili ciddi bir kafa karışıklığı Avrupa’da da var. Sağ ve sol kavramları, bilindiği üzere yine Fransa’dan köken almaktadır. Devrim zamanı Fransa’sında monarşi yanlıları parlamentoda başkanın sağında, cumhuriyet yanlıları ise solunda oturmaktaymış. Dönem koşullarında toplumun bir ileri noktasının cumhuriyet olduğu düşünüldüğünde “sol” kavramı da ilerleme ile eşleştirilmiş. Günümüzde ise 2. Dünya Savaşı ve izleyen Soğuk Savaş sonrasında oluşan tek kutupluluğun en büyük düşmanı ulus-devlet ve bağlı olduğu milliyetçilik düşüngüsü. Bu nedenle 20. yüzyılın ikinci yarısında emperyalizmin amacına hizmet etmesi için sol dinsizlik-milliyetsizlik, sağ ise din-milliyet kavramları ile eşleştirildi ve özellikle ülkemizde bu ayrım iç karışıklıklar için kullanıldı.

 

Artık tek kutupluluğun çöktüğü, yükselen Asya ile birlikte Avrasyacılık düşüngüsü temelinde ortaya çıkan çok kutupluluğun ayak seslerinin artarak duyulduğu günümüzde bu köhne tanımlama geçerliliğini yitirmiştir, bu nedenle Le Pen ile ilgili dile getirilen “aşırı sağcı” tanımlaması da havada kalmaktadır.

 

Marine Le Pen, bu anlamda solcudur. Söyledikleri hali hazırdaki tek kutuplu düzenin egemeni için felaket senaryosu gibi: NATO’dan çıkış, AB’den çıkış, Kırım’ın tanınması. Elbette ki güncel koşullara baktığımızda 2. Dünya Savaşı sonrasında Soğuk Savaş ile hazırlıklarını yapan, Sovyetler Birliği’nin çöküşü ile tüm dünyada ağırlığını hissettiren güç ABD, 10 yıl gibi kısa bir sürede ittifakın önemli bileşenlerinden birinin ellerinin arasından öylece kayıp gitmesine seyirci kalmayacak, bunu geciktirmek için elindeki tüm olanakları kullanacaktır. Marine Le Pen’in Fransa’da öncülüğünü yaptığı fikirlerin bugün yönetime gelmesi için belki henüz erken, zaten bu da seçim sonuçlarındaki “görünüşteki” Macron yengisiyle ortada ancak her iki taraf da bilmektedir ki Fransa’nın Atlantik Bağlaşması’ndan kopma olasılığı yadsınamayacak biçimde gün yüzüne çıkmış ve tek egemen olma savındaki ABD’nin önemli kalelerinden biri olan Fransa’nın düşme olasılığının ucundan bile görünmüş olması Washington’da uykuları kaçırmaya başlamıştır. Artık uygarlığın kadim anakaraları yeniden birleşerek dirilmekte, Avrasyacılık ilkeleri çerçevesinde çok kutuplu bir dünyaya giden yolun taşlarını döşemektedirler.  

 

Elbette ki bu durumun uzun zaman öncesinden yine bir Fransız yazar tarafından saptanmış olması da konunun duyarlılığına yakışıyor. Bakalım ne diyor (Farklı Türkçe çevirileri olsa da özde) Victor Hugo: “Dünyada zamanı gelmiş bir fikir kadar güçlü bir şey yoktur”.


Görkem Özgen