Tuesday, June 21, 2022

Ufuktaki Sıcak Çatışma ve Türkiye için Gerekli Olan Tutum

 

UFUKTAKİ SICAK ÇATIŞMA VE TÜRKİYE İÇİN GEREKLİ OLAN TUTUM

 

 

Birinci Dünya Savaşı, oluşturduğu üretim fazlasını satacak sömürge bulamayan Almanya’nın Osmanlı İmparatorluğu’ndan geride kalanları sömürgeleştirme isteğine karşı İngiltere, Fransa ve Rus Çarlığı’nın Osmanlı Devleti’ni parçalayarak paylaşma, bu yolla Almanya’nın yayılmacılığının önüne geçme girişiminin çarpışmasıydı. İkinci Dünya Savaşı’nda ise Versailles Anlaşması ile boyunduruk altına alınmış Almanya’nın toparlanıp yeterli güce eriştikten sonra, coğrafi keşiflerle birlikte neredeyse tüm dünyayı sömürgeleştirmiş olan İngiltere ve Fransa’ya karşı, kendisi gibi geri planda kalmış İtalya ile birlikte kafa tutmasıydı. Düşmanlarını umutsuzluğa düşürecek ölçüde de ilerlediler ancak Doğu’da Sovyetler Birliği (SSCB)’nin direnişi, Batı’da da yükselmekte olan güç Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin desteği ile yine yenildiler. İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden itibaren SSCB ve ABD’nin ülkeleri iki kutba bölerek yönlendirdiği dünyada, SSCB’nin dağılmasından sonra günümüze dek uzanan süreçte ABD’nin tek güç olduğu bir düzen oluştu.

 

Artık bu düzenin de sonuna gelindiği anlaşılıyor. Birkaç yüzyıldır sömürgeleştirilmiş ülkeler Asya’da, Afrika’da artık güçlerinin ayırdına varıyor, başlarını kaldırıyor ve geçmişin yüklerini üzerlerinden atıyorlar. Günümüzdeki gönenç düzeylerine sömürdükleri toplumların sırtından kazandıkları ile ulaşan kendilerini “gelişmiş” tanımı içine sokan devletler artık eskisi gibi huzurlu değil çünkü insanlarını rahat ettirecek gelirleri eskisi gibi elde edemeyecekler. Emperyalistler ilk aşamada kendi topraklarında ürettiklerini dünyaya satarken bu kazanç onları doyurmaya yetmeyince satış yaptıkları yerde üretim yapıp yerinde satmayı gündemlerine aldılar, böylece hem ucuz işgücü kullandılar, hem de taşıma giderlerini düşürdüler. Kazançları bu biçimde katlansa da uzun dönemde üretimi kendi topraklarından uzaklaştırmış olmaları kendi zararlarına etki gösterdi. Donald Trump’un ABD için en önemli politikası da bu soruna yönelikti.  

 

Tarih boyunca çıkan savaşların hep nesnel bir nedeni olmuştur. Özellikle Sanayi Devrimi sonrası dünyadaki silahlı çatışmaların çıkış noktasının ekonomik çelişmeler olduğu söylenebilir. Çıkar çatışmasının görüşmeler yoluyla çözülemediği aşamada silahlar patlar. Elbette süreç bu patlama aşamasına bir anda yoktan silah ortaya çıkmasıyla değil, belirli bir süre koşulların olgunlaşması sonrası gelir. Taraflar hazırlık yapar, birbirlerini yoklar, biri diğerini gözüne kestirdiğinde de kılıcına davranır. Bu nedenle savaşlar öngörülebilirdir, bir yerde sıcak çatışma olacağı gelişmeleri doğru okuyan deneyimli gözler tarafından anlaşılır. Aynı tiyatrodaki “Çehov ilkesi” gibi.

 

2022’nin dünyasında hızla bir sıcak hesaplaşmaya doğru gidildiği gözüküyor. Ne var ki ilk iki dünya savaşından farklı olarak bu sefer her iki taraf da emperyalist değil, bu nedenle olası bir savaşın tarihte insanlık için ileriye doğru bir atılım olması şaşırtıcı olmaz. 500 yıldır dünyaya egemen olan güç ve şu anki başatı ABD çöküyor. Elbette her dev gibi çökerken çok gürültü çıkaracak, yüzyıllardır sahip olunan gücün oluşturduğu kibrin uysalca teslim olacağı düşünülemez. Bu nedenle yıkılacağı artık kendi kafasına da dank ettiği aşamada saldıracaktır. Şu an bunun hazırlıkları yapılmaktadır.

 

Çin’in büyük yükselişi, Rusya’nın imparatorluk köklerini anımsaması, Türkiye’nin zincirlerini kırmasıyla artık karşılarında korkmaları gereken bir güç var. Asya’nın devlet birikimi olan ulusları, emperyalist Batı gibi kendisinden olmayanı aşağı görmediği için, bir arada eşit biçimde paylaşarak yaşamayı yeryüzünde yayacaklar. Emperyalist Batı’nın karşısındaki çatı güç Avrasya. Avrasya bir coğrafyayı yansıtmıyor aslında, sadece gücün çekirdeği Avrasya’da olduğu için bu adı almış, yoksa emperyalizmin karşısına dünyanın neresinde çıkarsanız çıkın orayı da Avrasya sayabiliriz. Avrasya tek bir güç olarak var, bileşenleri de kendi içlerinde eşit. Çatışma buradan kaynaklanıyor; Her şeyi kendine isteyen Batı ile paylaşmak isteyenin karşıtlığı. 

 

Bu iki güç arasındaki çelişme, üçüncü büyük savaşın çıkış noktası olacaktır. İlk göstergelerini Rusya’nın Ukrayna operasyonu ile veren bu savaşın bir sonraki aşamasında Türkiye ile Yunanistan arasında çıkacak bir çatışma hiç şaşırtıcı olmaz. Yıllardır uluslararası kurallara aykırı bir biçimde silahlandırılan ama aslında Lozan Antlaşması uyarınca askersiz olması gereken adalar, ABD-Yunanistan arasındaki askeri güvenlik anlaşması, ABD’ye Yunanistan’da verilen üsler, Dedeağaç’taki yığınak, bunun yanında Irak ve Suriye’nin kuzeyinde kukla devlet düşleri gören terörist örgütlenmeler, Doğu Akdeniz’deki konumlanmalar hep bizim ön cephesinde olduğumuz Avrasya’ya yapılacak saldırının hazırlıklarıdır. Son olarak Almanya Başbakanı Olaf Scholz tarafından Almanya’nın silahlanma bütçesinin 100 milyar Avro’ya arttırıldığı duyuruldu. Yukarıda özetlediğim gelişmelerle birlikte değerlendirildiğinde bu hamle uyarıcı olmalıdır.  

 

Türkiye bu aşamadan sonraki hazırlığını uzun sürecek ve ağır saldırılara karşı koymak zorunda olacağımız bir savaşa göre yapmalıdır. Bu hazırlık çok boyutlu olmalı, dış politika, savunma, ekonomi, beslenme, sağlık ve toplumun hazırlanmasını kapsamalıdır.

 

Tümü önemli olmakla birlikte, bu savaş öncesi yapılacak en önemli hamle Türkiye’nin saflaşma içindeki tarafını açıkça ortaya koyması olacaktır. Bu, toplumun bilincini de arttırır. Güncel durumda Türkiye’nin bağımsız bir güç olarak gerek askeri, gerekse ekonomik açıdan kendini savunması olanaklı değildir. Güç dengeleri artık olanak vermektedir ve bu yönde hızlı adım atılması yaşamsal önemdedir.

 

Türkiye’nin ayaklarındaki iki pranga Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü (NATO) üyeliği ve Avrupa Birliği (AB)’ne üyelik sürecidir. AB sürecinin hayatın içindeki karşılığı ise Gümrük Birliği (GB) olarak karşımıza çıkıyor.  Türkiye’de kimsenin karşı çıkamayacağı üzere NATO, ülkemizin düşmanları ile işbirliği içindedir ve bizi desteklemek bir yana dursun, bu düşmanlarla gerektiği gibi savaşabilmemizi bile engellemeye çalışmaktadır. Çıkarlarımıza böylesine zararlı bir örgütün içinde kalmak da açıkça savunulamayacağından “Türkiye’nin NATO içinde kalarak kendisini NATO’dan korumasını sağlamak” gibi deli saçması öneriler Türk’ü Batı’dan aşağı gören, öz benliklerine saygı duymayan Batı tutkunları tarafından sürekli dile getiriliyor. Oysa NATO’dan çıktığımızda nesnel koşullar gereği çok daha büyük bir bağdaşma içine (Avrasya) içine gireceğimizden NATO’nun bize karşı hemen saldırgan bir tutum içine giremez. Gelecekte bir saldırı söz konusu olsa bile bu saldırıyı tek başımıza değil, Avrasya’daki dostlarımızla birlikte göğüsleyeceğimiz kesindir.

 

En az NATO kadar önemli olan başka bir konu da olası savaş ortamında çıkacak ekonomik sorunların göğüslenmesidir. Bu ancak kendi kendine yeten bir üretim döngüsü ile sağlanabilir. Sözde AB üyeliğinin ilk aşaması olarak gösterilmeye çalışılan ancak temelde Türkiye’nin üretim gücünü baltalamayı amaçlayan GB bizim yumuşak karnımızı oluşturuyor. GB varlığında üretimin geliştirilmesi düşünülemez. Güncel koşullarda üreticilerimizin hedefi dünyayla yarışma değil, kendi toplumumuzun gereksinimlerini karşılamak olmalıdır. GB’den çıkma görüşüne karşı en belirgin sav dışsatımımızın önemli bir kısmını Avrupa’ya yapıyor olmamız. Bu doğru olsa da olası bir savaş durumunda Avrupa ile olan alışverişimizin çok büyük oranda düşeceğini öngörmek için yeterli veri var. GB anlaşmasından çıkılmalıdır.  Her biçimde dışsatımı ana hedef olarak görmek bırakılmalı, sanayi ve tarım üretimi ülke ihtiyaçları öncelik verilerek planlanmalıdır. Oluşabilecek üretim fazlamız için ise farklı dışsatım pazarları bulmak şimdiden uygulamamız gereken bir strateji olmalı. Koşullar buna uygundur. Avrupa Parlamentosu’nun 5 Mayıs 2022 tarihli Osman Kavala davasının sonucu ile ilgili yaptığı açıklamada Türkiye’nin bu kararla kendisine AB kapısını kapattığı bildirilmiştir. Bu amacın açıkça ortaya konmasıdır ve bundan yararlanmalıyız.

 

Rusya ve Ukrayna arasında Donetsk ve Luhansk bölgelerinin özerkliği ile ilgili olarak yapılan Minsk Anlaşması 2014 tarihli. Ukrayna tarafından anlaşmanın koşullarına uyulmaması ve bu bölgelere saldırıların sürmesi nedeni ile sekiz yıl sonra 2022’de Rusya başka çıkar yol kalmadığını düşünerek önce bağımsızlıklarını ilan ettirdi, sonra da bunu korumak için Ukrayna operasyonunu başlattı. Demem o ki, koşulların olgunlaşması zaman alıyor. Şu an yapılan askeri yığınaklara karşın özellikle hava gücünde Türkiye’nin Yunanistan’a önemli bir üstünlüğü var. Bunu özellikle kendi ürettiğimiz insansız hava aracı (İHA), silahlı insansız hava aracı (SİHA) ve taaruzi insansız hava aracı (TİHA) varlıklarına bağlayabiliriz. Projesinden çıkartıldığımız F-35 uçaklarının bize verilmemesi, Yunanistan’ın bu uçakları istemesi, ABD tarafından Yunanistan’ın hava gücünün arttırılması amacını taşıdığını düşünmek akla oldukça yatkın. Lockheed-Martin verilerine göre bir uçağın siparişi sonrası bütünüyle kullanılır hale gelmesi yaklaşık 30 ay, yani bugünden yarına ani değişiklikler beklenemez ancak 2030 yılına dek, gözleri kestiği an Yunanistan’ı üzerimize salacaklardır. Bizim için önemli olan, bu duruma gerek askeri, gerekse ekonomik olarak hazırlıklı olmaktır.

 

Türkiye’nin geleceği Avrasya’dadır. Bu süreci destekleyecek adımlar ne kadar hızlı atılırsa, yaşayacağımız kayıplar o oranda az olacaktır.

 

 

Görkem Özgen

17.06.2022

No comments:

Post a Comment